Bilgisayar programcıları ve yazılımcılarca bilinen bir deyimdir ‘clickbait’, yani ‘tıklama tuzağı!’.
Bu basit aldatmaca metodu genellikle haber sitelerince kullanılıyor; atılan manşet tüketicileri tıklamaya özendiriyor. Tüketici haberin içeriğini merak edip tıkladığında, haberin içeriğinin manşetle herhangi bir bağlantısı veya ilgisi olmadığını görüyor. Ancak site muradına ermiş oluyor; bir fazla tıklanma sayısını artırmış oluyor ve böylelikle reklam gelirini artırıyor. Bu tarz aldatmacalar her ne kadar tüketicinin canını sıksa da netice itibarıyla genellikle hukuki bir sonuç doğurmuyor.
Ancak son yıllarda kötü niyetli bazı satıcılar, web sitelerinde ziyaretçi sayısını ve dolayısıyla reklam gelirlerini artırmak için kurnazca bir yol bulmuş görünüyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde bazı ürünleri yok pahasına satma taahhüdünde bulunuyorlar. Örneğin; piyasa değeri bin lira olan bir malı on lira bedel koyup satışa çıkarıyorlar, en hızlı talepte bulunan kişi güya bu malı alıyor. Ancak iş malın teslimine gelince satıcı buna yanaşmıyor ve bu sıkıntı ile karşılaşan tüketici hakem heyetine başvuruyor. Hakem heyeti doğal olarak firmadan savunma istiyor; firmanın matbu savunması, ‘Web sitesinde görevli eleman fiyatı yanlışlıkla öyle girmiş ve sonrasında da fiyatı normal halini girerek düzeltmiş!’ şeklinde oluyor.
Raportörler bu savunmayı haklı görüp dosyayı hakem heyetinin önüne götürüyor; heyet üyeleri önlerine konan bu kararları olduğu gibi imzalıyorlar. Bir ara uğradığım bir müdürlükte aynı gün hakem heyetinin toplantısı varmış. Heyete sunulacak dosyaları incelediğimde tüketici aleyhine düzenlenen birçok karar taslağı gördüm, konuyu tartışmaya açtım; sonuçta birçok karar taslağını değiştirdiler.
Bu karar taslaklarından en dikkat çekeni de ‘tıklama tuzağı’ dediğimiz konu ile ilgiliydi ve yanlış hatırlamıyorsam dört-beş farklı tüketiciye aitti. Birden fazla tüketicinin farklı tarihlerde aynı türden sıkıntı ile karşılaşmasının ‘görevli hatası’ ile açıklanmasının inandırıcı olmadığını, bunun bilimsel bir tanımının da olduğunu, yazılım dünyasında ‘clickbait’ olarak tanımlandığını, yani işin ehli tarafından bilindiğini ve tanımlandığını anlattık ve ikna ettik.
Aynı konuyu bir başka hakem heyeti raportörü kendince bir gerekçe ile açıklamıştı. Gerekçesi, hukuk literatüründe de kendine yer bulan ‘hayatın doğal akışına aykırılık’ idi. Raportöre göre, piyasa koşullarına göre fiyatı bin lira olan bir malın beş-on liraya satılması hayatın olağan akışına aykırıydı. Başlangıçta, tek bir açıdan bakıldığında makul görülebilecek bu yaklaşım, başka bir açıdan bakıldığında açığa düşebiliyor.
Bu görüşün aksine, asıl firma davranışının hayatın olağan akışına uygun görülemeyeceğidir. Öyle ya; birden fazla tüketicinin, hatta farklı şehirlerde yaşayan tüketicilerin aynı türden şikâyette bulunuyorsa firmaların aynı hatayı sürekli yapmış olması hayatın doğal akışına uygun düşer mi? Aynı firma her gün aynı hatayı(!) yapıyorsa bunu hayatın olağan akışına uygun bulabilir miyiz? Eğer ‘hayatın olağan akışı’ gerekçe olarak gösterilecek ise, firmaların ‘görevli hatasıdır’ deyip geçiştirmeleri ve bu davranış tarzını devam ettirmelerinin hayatın olağan akışına uygun olup olmadığının göz önünde bulundurulması gerekir.
